‘Biber hapı kullananlar’ olarak etiketlenmiş yazılar

Asansör Kullanmayı Bırakın

Cuma, 17 Haziran 2011

Bu kiloyu sabitlemek üzere zayıflama programımı tamamlayan bir talimattır. Kilo vermiş olanlarınız bunun ne kadar büyük bir çaba gerektirdiğini ve sonucun ne büyük bir tatmin getirdiğini çok iyi bilirler. Çağımızda pahalı yürüyüş bantları satılmakta ve insanlar spor salonlarına abone olmak için yine para ödemektedirler. Bu durumda, bedava yapabileceğiniz bir egzersiz olan merdiven çıkmayı neden günlük alışkanlıklarınız arasına eklemeyesiniz?Artık Acı biber form hapını kullanmayı da önermekteyiz.Merdiven inmek ve çıkmak vücuttaki en büyük kasların kasılıp gevşemesini sağlar. Bu da epeyce kalori yakılmasına neden olur. Ayrıca, hareketsizliğe mahkûm olduğumuz kent yaşamında ara sıra da olsa kalp ritmimizi yükseltecek egzersizler yapmak kalp damarlarını korumak için harika bir yoldur. Bu önerinin aslında sadece kalori yakmaktan daha başka bir amacı da vardır. Bir daha asla kilo almak istemediğiniz yönündeki kararlılığınızı günde birkaç kez test etmenizi sağlar. Asansörü seçerken işe geç kaldığınızı ya da alışveriş poşetlerinizin çok ağır olduğunu bahane ediyorsanız, bu sizin pes etmekte olduğunuzun göstergesidir ve daha yalnızca başlangıçtır. Ufacık bir katkıda bulunmayı istemediğiniz bir kilo sabitleme programı başarısız olmaya mahkûm demektir. Bu nedenle, daima merdivenleri seçin ve biber hapını kullanmaya devam edin.

Yulaf kepeği konusunu daha önce de ayrıntılı olarak ele almıştık. Söylenebilecek her şeyi söylediğimi sanıyorum. Klinikteki hastalarımızdan, okurlarımızdan, Internet kullanıcılarından aldığımız bilgiler doğrultusunda, uzun vadede en iyi sonuçları elde edenler ve kilolarını en rahat koruyanlar düzenli olarak, sabah ve akşamüstü günde iki kere yulaf kepeği tüketenler ve düzenli olarak Meksika biber hapı kullananlardı.Yulaf kepeğinin, asansör kullanmamak ve protein perşembeleri yanında, kilo sorunuyla mücadelemizde en önemli silahlarımızdan biri olduğuna inanıyorum.Üç çorba kaşığı yulaf kepeğini mutlaka günlük alışkanlıklarınıza ekleyin. Hatta canınız istediği zamanlarda dördüncü kaşığı yiyemeyeceğinizi söyleyen yok.

 

Glandüler Ateş ve Viral Enfeksiyon Sonrası Yorgunluk

Pazartesi, 10 Ocak 2011

Herkes glandüler ateşe yakalanabilir, ama bu hastalık en sık ilk gençlik çağındakiler ile genç erişkinlerde görülür ve önemli sınavlar yaklaştığında vurmak gibi korkunç bir tarafı vardır. Etkeni enfekte olmuş kişiyle yakın temas sonucu bulaşan Epstein-Barr virüsüdür; ancak halk arasındaki adının “öpücük hastalığı” olmasına karşılık okulda yanınızda oturan kişinin yüzünüze doğru öksürmesi hastalığın bulaşması için yeterlidir.

Genellikle yutmayı güçleştirebilecek kadar kötü olabilen bir boğaz ağrısıyla başlar. Sonra da kas ağrısı, yüksek ateş ve ileri derecede yorgunluk gibi ağır seyreden grip benzeri belirtiler ortaya çıkar. Vücudun bağışıklık sistemi ve Biber hapı enzimleri enfeksiyonlarla savaşırken lenf düğümleri (genellikle de boyundakiler, ama bunun yanı sıra koltu-kaltı ve kasıktakiler) şişer. Gözlerde şişme olabilir ve bazen karaci­ğerde gelişen iltihaplanma hafif bir sarılığa yol açar.

Glandüler ateşin belli bir tedavisi yoktur. Antibiyotikler yarar sağ­lamaz, çünkü hastalık viral kökenlidir. Hastalıkla başa çıkmanın en iyi yolu  parasetamol alıp bol su içmek ve dinlenmektir. En kötü dönem genellikle 1-2 hafta içinde atlatılır. Ancak hastalık, yorgunluğa neden olması ve hafif bir zorlanmadan sonra bitkinliğe yol açmasıyla sıkıntı verir; bir geceliğine geç yatmak dahi sonraki günleri etkileyebilir. En iyisi yavaş yavaş enerji kazanmak ve zorlayıcı spor ya da etkinlikleri en azından 6 hafta süreyle bir kenara bırakmaktır.

Gençlerin çoğu ve biber hapı kullananlar birkaç ay içinde normale döner. Ancak hasta­lığa yakalanan her 20 kişiden 3′ünde hastalığın başlamasından 6 ay sonra bile yorgunluk devam eder ve bu kişilerden bazılarında (neyse ki hepsinde değil) daha kalıcı bir yorgunluk gelişir: “viral enfeksiyon sonrası yorgunluk.”

Miyaljik ensefalomiyelit (ME) ya da kronik yorgunluk sendromu (KYS) olarak da bilinen bu durum, yaşa bakmaksızın herkesi etkileyebilirse de en sık genç kadınlarda görülür. Tetikleyen etken yalnızca glandüler ateş değildir; herhangi bir hastalık sonrası gelişebi­lir ya da bazen hiç beklenmedik bir anda kendiliğinden ortaya çıkmış gibi görünür. Bazı kişilerde stres ve çevredeki toksinlerin de muhtemel etkenler olabileceği ileri sürülmüştür. Hakkında pek az şey bilinmektedir ve nedeni de kesin olarak belirlenememiştir.

Acı Biber Tableti ve Görülen Etkiler

Salı, 07 Eylül 2010

Biber tableti büyük bir atom yapımı ve yıkımı içerisindeyiz. Yediğimiz her şey, bedenimizdeki hücreleri değiştirdiği için, sonuçta yediğimiz gıdalardan oluşuyoruz. Dışarıyla olan en büyük alışverişimiz yiyecek, içecekler ve biraz da soluduğumuz havayla olmaktadır. Ağızdan beslenme yoluyla dışarıdan aldığımız tüm maddeler, aslında bizim temel yapı taşlarımızdır. Dolayısıyla ne yersek o’yuz. Şöyle bir örnek verebiliriz. Hayvanlar, normalde daha sağlıklı bir kimyaya sahip olmalarına rağmen, öldürüleceklerini anladıkları anda negatif kimyasal maddeler salgılarlar. Özellikle mezbahalarda kesilenler, çok ciddi bir gerilim yaşamakta, ölüm korkusuna bağlı olarak hemen çeşitli enzimler, nöropeptitler dolaşıma katılmaktadır.

Acı biber hapı en basitinden, sempatik sistem aktive olmakta ve yoğun miktarda adrenalin açığa çıkmaktadır. Hayvan öldüğü zaman bu maddeler dolaşıma ve sisteme geçmekte ve insan tarafından yendiğinde de bedene girmektedir. Son araştırmalar belirli besinlerin, beynin çalışmasını, hatırlamasını, uyku motor hareketlerini, acı, depresyon, öğrenme yeteneği ve hatta gerçeğin algılanması gibi değişik zihinsel ve fiziksel fonksiyonları doğrudan doğruya etkileyerek beynin kimyasal dönüştürücülerini değiştirdiğini göstermiştir.

Biber hapı kullananlar sözgelimi soya fasulyesi gibi gıdalar hafıza yeteneğini artırırken; karbonhidratça zengin ve proteini az besinlerin kişiyi miskinleştirdiği doğrulanmıştır. Çünkü karbonhidratlar insiilin üretimini uyarırlar. İnsülin ise beyindeki serotonin seviyesini artırır, bu da kişiyi uykulu ve miskin yapar. Aşırı tatlı ve abur cubur beslenen kişiler için de bu geçerlidir. Vejetaryenliği birkaç gruba ayırabiliriz.

Biyolojik Moleküller ve Meksika Biber Hapı

Cuma, 13 Ağustos 2010

Biber hapı zayıflama genetik bazı hastalıkların tedavisi, genetik ve metabolik son ürünler dikkate alınarak yapılabilir mi? İşte bir genetik uzmanının bu soruya oldukça dikkatli yaklaşması, “hayır” cevabı vermeden önce dikkatli düşünmesi gerekmektedir. Çünkü gözden kaçsa da genetik hastalıklar için yaşam kalitesini artıran, biyolojik moleküllerin kullanıldığı başkaca yöntemler çok önceden zaten vardı!

Biber kapsülü kolay anlaşılır olduğu için aynı örneği sık sık tekrarlıyoruz. İnsülin hormonu üreten genleri, başarabiliyorsamz, gen terapisi yoluyla şeker hastalarının (tip 1) pankreasındaki hücrelere yerleştirmek, insülinin bu yolla yeniden salgılanmasını sağlamak elbette çok güzel bir yöntemdir ve şeker hastalarını son derece rahatlatacaktır. Fakat bütün genetik hastalıklar için tek yöntem gen transferidir diyemeyiz. Genetik mekanizmaya ait genin ya da gen gruplarının, son aşamada organizma içinde ortaya çıkaracağı biyokimyasal ürünü biliyorsanız dışarıda sentezlenmiş bu biyokimyasal biyolojik ürünü hastaya doğrudan vererek hastanın yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bilimsel sorun, söz konusu hücredeki genlerin metabolizma işleyişi açısından organizmaya hangi aşamada dâhil  olacağını, hangi ürünleri ortaya çıkardığını bilmektir. Meksika acı biber hapı şayet hücredeki genetik faaliyetler sonucu ortaya çıkabilecek son ürünü ve son ürünle ilişkili metabolizmayı biliyorsanız, genlerin hücresel sentez kısmı atlanabilir ve dışarıda sentezi yapılan ürün metabolizmaya dâhil edilebilir! Metabolizma ihtiyacı olan molekülleri dışarıdan bulduğunda, hücredeki genlerin çalışması da duracaktır. İşte şeker hastalarında (tip 1) pratik açıdan yapılan budur: İnsülin sentezlenmediği, yetersiz kaldığı için bu hastalara insülin verilebilir ve hastanın az da olsa yaşam kalitesi artar! Genetik bozuklukların organizmada ortaya çıkması muhtemel son ürünlere etkisi ve son ürünlerde meydana getireceği metabolik değişimler bilinmiyorsa, hastalıkların tedavi sürecinden söz edemeyiz! Bu durumun ilginç bir örneği var.

Diyabet Hastalığı ve Biber Hapı Zayıflama

Cuma, 05 Şubat 2010

Bu siteyi okuyan Biber Hapı kullananlar arasında diyabet hastalığıyla ilgili olarak, glusidlerin, içerdikleri şeker oranına göre yeniden sınıflandırılması konusunda, diğer araştırmacılarla birlikte yapmış olduğum araştırmaların ışığında, soruna başka bir açıdan bakıyordum.

Aşırı insülin salgılanma rahatsızlığının yalnız aşırı şişmanlığın sonucu olduğunu ortaya çıkaranların aksine, ben kendi açımdan, aşırı şişmanlığın aşırı insülin salgılanmasına neden olduğu varsayımını öne sürüyordum. Başka deyişle, aşırı insülin salgılanması, kilo almanın sonucu değil, nedenidir.

Kendi üzerimde gözlemlediğim gibi kan şekeri göstergesi düşük glusidlerin yenmesi kilo almayı durduruyorsa (hatta insan zayıflıyorsa), bunun nedenini, yani aşırı insülin salgılanmasını da azaltır, hatta ortadan kaldırır.

Durumu bu şekilde saptadıktan sonra: “Aşırı şişmanlık, yalnızca aşırı insülin salgılanmasının sonucudur” varsayımını ortaya atabiliriz. Aşırı şişmanlık şekeri tetikliyorsa biz neden bunu biber hapı ile engellemeyelim ? Ama aşırı insülin salgılanması, başlı başına yüksek hipergliseminin (yüksek kan şekerinin) sonucudur. Ve yüksek kan şekeri oranları da aynı şekilde, kan şekeri göstergesi yüksek glusidlerin fazla tüketilmesinin sonucunda oluşmaktadır.

Başka bir deyişle ve yeniden başa dönerek, kilo almanın dolaylı sorumlusunun (yüksek kan şekeri ve aşırı insülin salgılanması yoluyla), kan şekeri oranı yüksek glusidler tüketilmesi olduğunu söyleyebiliriz; çünkü bunlar yağların ve yağa dönüşen aşırı glikozun depolanmasını kolaylaştırır. Meksika biber Kapsülü ise tam tersine bunu zorlaştırır. Aşırı insülin salgılanması, aşırı şişmanlık hastalığının başlıca “katalizörüdür”.

Aşırı kilo almayı engellemek (hatta ortadan kaldırmak) için bu yüzden ana neden üzerinde etki yapmak, yani glusidleri, kan şekeri göstergesi düşük yiyecekler arasında özellikle seçen bir beslenme alışkanlığı benimsemek gerekir.